ANTEP SAVAŞI GELİŞİYOR

10 Ağustos 1920'de Sevr'in kabulü Fransızların Antep'ten vazgeçmediklerini gösteriyordu. Bu sırada Antep ulusal kuvvetlerinin başına Şefik Özdemir Bey geçti, ulusal kuvvetlerin direnişi daha da arttı. 11 Ağustos'ta Fransızlar büyük yardım alarak Antep'e yeniden saldırmaya başladılar. Antep'e bir ültimatom vererek iki saat içinde teslim olmasını, silahların terkini, 1.500.000 altın tazminat vermelerini istediler. Türk topraklarını işgal ve tahrip, katliam yapan Fransızların bu isteği eşkıyanın fidye istemesinden farksızdı. Antep bu isteği sert bir şekilde ret etti. Fransızlar bu sefer, daha yumuşak bir öneride bulundular. Teslim olunduğu takdirde şehrin yine Türk görevlilerce yönetileceğini bildirip "Vatansever kisvesine bürünen entrikacılara." uyulmamasını istediler. Mutasarrıf Fransızları oyalayıp zaman kazanmak istediyse de, Fransız komutan akşama kadar teslim olunmasında ısrar etti. Ermeniler de şehri tehdit ediyorlardı. Teslim olma istekleri ret edilince Fransızlar şehri yine top ateşine tuttular.

Diğer yandan Türk kuvvetleri Haçin'de Ermenileri kuşattı ve uzun çatışmalardan sonra 15-16 Ekim'de Haçin Türklerin eline geçti. Fransızlar bu olaydan sonra Antep'e yeni kuvvetler gönderdiler. General Goubeau, Antep'in Fransız mandasına bırakıldığını belirterek teslim olmasını istedi. İsteği ret edilince de 5 Aralık'tan itibaren şehir yeniden top ateşine tutuldu. Fransızlar, Alman ordularına karşı Verdön Şehri'nin savunmasının örneğini Antep'te görüyorlardı. Antep Şehri kadın, çocuk, yaşlısıyla ve çok az bir ulusal kuvvetle, bıçak, taş, sopa, balta, av tüfeği gibi basit silahlarla, 15.000 kişilik, modern silahlarla donatılmış Fransız ordusuna karşı kahramanca savaştı. Açlık ve cephanesizlik yüzünden Antep, on aylık bir direnmeden sonra 9 Şubat 1921'de teslim oldu. Antep'in bu kahramanlık örneği olan direnişi karşısında T.B.M.M. "Gazilik" unvanını verdi ve şehrin adı "Gazi Antep" oldu.

Güney Doğu Anadolu'daki Türk direnişi Fransızları çok şaşırttı. Türklerin bu kadar sert direneceğini beklemiyorlardı. Çanakkale'de Türklerle savaşırken bir kolunu kaybetmiş olan General Gourad, "Şövalye ruhlu hasımlar." dediği Türklerin bu direnişi karşısında zor durumda kaldı. Çatışmalarda ve soğuktan ölen Ermeni tedhişçileri katledilmiş gibi gösteren Fransız basını, bu sert Türk direnişinin sorumluğunu, bu yöreyi daha önce işgal etmiş bulunan ve halkın elindeki silahları toplamamakla suçladıkları İngilizlere yüklüyordu. Fakat basın Ermenilerin kullanılmasının hata olduğunu ve olayların çıkmasında Ermenilerin sorumluluğunu artık anlamaya da başladı. Diğer yandan Fransız askerlerinin öldürülmesi, yeni bir savaş başladı endişeleriyle kamuoyunun tepkisine de yol açtı. Hükümete eleştiriler yönelmeye başladı. Yunanistan'da 1920 sonunda Venizelos'un iktidardan düşmesi üzerine Fransız kamuoyu, Kilikya yöresinde Türk-Fransız savaşının, İngiliz-Yunan yükünü hafifletmek için bir tuzak olduğu kanısına vardı. Eğer Kilikya'da barış sağlanırsa, M. Kemal'in batıya daha kolay saldırıp, Fransızların sevmediği Yunan liderlerine akla karayı seçtireceği düşüncesi, Fransız kamuoyunda güç kazandı. Bu cephedeki savaşlar ve Türk` direnişi Fransa'yı şiddetle sarstığı ve Suriye mandasını da tehlikeye soktuğu için, Türkiye ile barış isteklerini arttırdı. Fakat Türk-Fransız görüşmeleri 11. İnönü ve Eskişehir-Kütahya Savaşları dolayısıyla ertelendi.

*Ergün AYBARS, Türkiye Cumhuriyeti Tarihi 1, Ege Ün. Basımevi, İzmir, 1986, ss. 251-260

0 yorum: