Komik Aşk Nickleri
> Aşk bir muz kabuğuna benzer üzerine bastığın zaman ayağın değil hayatın kayar.
> Sevmek çay gibidir; sevilmek şeker; bizim gibi garipler çayı şekersiz içer..
> Gelecek gelecekse gelsin gelmiyecekse geçmişle yaşamaya devam edeyim.(millet uzaya çıktı)ben meydey meydey diye sesleniyorum
> GöZLErİnE BaKtIySaM HoŞLaNDıMmI SaNdIn?SeNi sEwİyOrUM DeDiysEm GeRçEkMi SaNdIn? 21.yüzyıldayız OğLum (((((SEN KENDİNİ NE SANDIN??)
> Aşk öldürdü beni dedin ölüsün aşk süründürdü beni dedin sürünüyorsun seni çok sevdim dedin şimdi sevmiyorsun sen benle dalgamı geçiyorsun?
> Eğer hayat bir sınavsa ben kağıdımı verip çıkmak istiyorum...
> Erkeklerın kalbı otel gıbıdır gıren cıkan bellı olmas kısların ıse mesar gıbıdır gıren bır daha cıkamas...
Cok Guzel Msn Nickleri
> ßéqLéMésDim..! ßöLésiNi ßéqLémésDim.. öLé $éRéFsİzsİNkİ séNİNLé oLDuğuM qüNLéRé İsYaN éDioRuM..! séNi SéFDİMYa YaZıkLaR oLsuN ßaNa ßaéé, YazıKLaR oLsuN..!
> Ağladığımı Kimseye Söyleme Anne onLar ßeni KraL ßiliyor Kızdım mı Dünyayı Yıkar ßiliyorlar.. ßir Kız İçin ßu Kadar Düştüğümü ßilmiyorLar…
> SöZlErİn BüYüK YüReĞiN KüÇüK YaNLıŞıN ÇoK DoĞrULaRıN HiÇ YoK KeNdİnE GöRe şAnSLıSıN FaKaT BaNa GöRe Bİr ZaWaLLıSıN!!!
> bEn ÖlE hErKeSiN SeWdİğİ hErŞeYi SeWmEm;MeSeLa KeNdİmİ hİiİiÇçÇ sEwMiYoRuMmM...!!!
> Sevmek çay gibidir; sevilmek şeker; bizim gibi garipler çayı şekersiz içer..
> EGER SENİ HER ÖZLEDİĞİMDE GÖKTEN BİR YILDIZ DÜŞSEYDİ DÜNYA KARANLIGA BOGULURDU..
Hit Msn Nickleri
> bEn SaNa SeWMeYi ÖğReTeMeM AmA sEnDe BaNa UnUtMaYı ÖğReTeMeZsİnN..
> Tesadüfen Doğduk Mecburen Yaşıyoruz.
> yanlızlık benm eski sevgilim yanlızlık benm en vefalı yarim ben onu kimler için terk ettim ama o beni hala bırakmıyoo...
> αѕαмỉуσяυм єиğєℓℓєяỉ , ğöζüм καяα , ğöиℓüм ∂єℓỉ , вυ αѕκỉи ѕєи¢є вє∂єℓỉ уαѕαмακтαи vαζğєçмєκ мỉ..!
> Ben seni unutmak için sevmedim...
> Her gidiş aynı yöndeydi sana ulaşmak üzere,anladım ki gözlerim rehindi KAHVERENGİ GÖZLERİNE... Birinizin daha yokluğuna dayanamam.Uzakta kalın ama gitmeyin...
Yıkar bu ayrılıklar beni acıtır...
> Öyle birini sevki öldüğün zaman sen değil o girsin mezara......
> GéRiDé KaLan YüzYıLLaR... inSanLıq öLDü;KaTiLi ménFaaT...
> «..ßi†εN ßiЯ ø¥υиυи ø¥υиJẫq ßεßεqi¥iмм..»
Etiketler: MSN NİCKLERİ
Kalbim
siyah beyaz bir film gibiydin herkes uyurken izlediğim
sevgilim benim çok özledim
her zaman gitmek istediğim tatil yerleri gibiydin
dergi sayfalarında hiç gidemediğim
bu bir masal başı iyi mutsuz sonlu
senle ben batı doğu ama dünya yuvarlak
kalbim ellerim kadar küçük değil
kalbim ellerim kadar küçük değil
en çok sevdiğim şarkıydın herkesten çok sevildin
sevgilim benim çok özledim
ben küçük bir kız heyecanlı oyuncaklarım tahtadandı
hepsi kırıldı yapıştırdım
bu bir masal başı iyi mutsuz sonlu
senle ben batı doğu ama dünya yuvarlak
kalbim ellerim kadar küçük değil
kalbim ellerim kadar küçük değil
ben küçük bir kız heyecanlı oyuncaklarım tahtadandı
hepsi kırıldı yapıştırdım
Babam oglum
Bu akşam sanki hiç ayrılmamışız gibi hissetmek istedim
en sevdiğim kot pantalonumla en sevdiğim lacivert tişörtümü giydim
güzel bir akşam yemeği hazırladım, beraber aldığımız mumları yaktım
şarap açtım, bir sana bir bana iki kadeh çıkardım
sevgilim ve dostum
babam, oğlum
arkadaşım, aşkım
her şeyimdin sen
çok zaman geçti gitti ikimizden
özür dilerim seni üzdüysem
sadece dinle hiçbir şey düşünmeden
şimdi bunlar geldi içimden
bu akşam seni çok özledim
bütün şarabı tek başıma içtim
kırgınlığım bile geçti kalmadı
şimdi bunlar geldi içimden
bu akşam sanki hiç beni kırmamışsın gibi hissetmek istedim
en son tatilimizi düşündüm, ayrılmadan yirmi gün önce
dünyanın en güzel şehirlerinden birinde yürüdük kilometrelerce
iz bıraktık kaldırımlarda, otelde, caddelerde
sevgilim ve dostum
babam, oğlum
arkadaşım, aşkım
her şeyimdin sen
çok zaman geçti gitti ikimizden
özür dilerim seni üzdüysem
sadece dinle hiçbir şey düşünmeden
şimdi bunlar geldi içimden
bu akşam seni çok özledim
bütün şarabı tek başıma içtim
kırgınlığım bile geçti kalmadı
şimdi bunlar geldi içimden
bu akşam sanki hiç aldatmamışsın gibi hissetmek istedim
uyurken bile özlerdik birbirimizi delicesine
düşündüm durdum sordum anlamadım
beraber yaptığımız şeyleri andım
seni son kez özledim
ve bu şarkıyı yazdım
içimden şehirler geçiyor
Sonsuz yolculuğuma seni son durak sandım
Şarkılardan mirastı aşk: inandım
Ararsam bulurum sandım
Bulunca durulurum
Durulmuyor denizim
Gelirsen diner sandığım bu yalnızlık
Durulmuyor durulmuyor
Kaoslarım girdaplarım labirentlerim
Nice nice dertlerim var
İçimden şehirler geçiyor
Her durakta duruyor
İnmiyorsun
Seni en sıcak ben öperdim
Kim bilir ama sen bilmiyorsun
Etiketler: GÜZEL SÖZ VE ŞİİRLER
Anne ben nasıl dünyaya geldim.
+İnternetten indirdik seni yavrum...
- Anne babam yok mu?
+ Çevrimdışı evladım.
- Kızım şu sofrayı toplar mısın
+ Aman anneee kes yapıştır işte
- Evin içinde top oynama valla topunu geri dönüşüm kutusuna atarım
+ off annnee yaa
- Yemek nefis olmuş klavyene sağlık hanım
- Hanım benim burada belgelerim vardı nerede onlar
+ Hee ben onları shift+del yaptım
- Anne topum nerede
+ Gizli dosya olarak kaldırdım
- Ama anne ya
-Anne çorabımın teki nerede??
+ Aman be oğlum sana da bir türlü şu arama yapmayı öğretemedim
- Aaa anne bugün bayram
+ E-kart attım bile
Baba: Bu kadın kime çekti bilmem
- Hanım ben truva atına yakalanmışım.. gece yatarken Windows’u açık bıraktın dimi
+ ne bağırıyorsun ki karantinaya alırız geçer

Antepli Şahin Bey de İstiklâl Harbinin aziz şehitlerindendir. Tek başına düşmana meydan okumuş, "Düşman arabaları cesedimi çiğnemeden Antep'e giremez." demiştir. Bu kahramanın hayatı, fedakarlıklarla doludur ve yeni nesil için ibret levhasıdır. İstiklâl Savaşı'nın büyük kahramanlarından Şahin Bey, 1877 yılında Gaziantep'de doğdu. Asıl adı Mehmed Said'dir. 1899'de Yemen'e er olarak giden Mehmed Said, Yemen cephesinde gösterdiği muvaffakiyet ve kahramanlık üzerine başçavuş oldu. Mehmed Said, 1911'de Trablusgarb harbine gönüllü olarak katıldı, Balkan savaşlarında Çatalca cephesinde savaştı.
Galiçya'da 15. Kolorduda savaşan Mehmed Said, 1917 Ekiminde Sina Cephesinde vazife aldı. Tehlikeli vazifelere gönüllü olarak koşan, vatanperverliği, ahlakı ile dikkatleri üzerinde toplayan Mehmed Said'in rütbesi teğmenliğe yükseltilti. 1918 yılında İngilizlerle Sina cephesinde cereyan eden şiddetli bir muharebe neticesinde esir düştü. Mısır'daki İngiliz esir kampında 1919 Aralık ayı başlarına kadar esir olarak kalan Mehmed Said, ateşkesden sonra serbest bırakıldı.
Şahin Bey, 13 Aralık 1919'da İstanbul'a geldi ve Harbiye Nezaretine müracaat ederek vazife istedi. Harbiye Nezareti tarafından Urfa'nın Birecik kazası Askerlik Şubesi Başkanlığına tayin olunan Şahin Bey, İşgal altındaki Antep'in vaziyetini görerek Antep'te kalmaya karar verdi. Antep Heyet-i Merkeziyesine müracaat ederek vazife isteyen Şahin Bey, heyetin kendisine Kilis-Antep yolunu kontrol altında tutma vazifesini vermesi üzerine derhal çalışmaya başladı.
Yıllardır evinden, ailesinden, çocuklarından ayrı kalan Şahin Bey, kendisine verilen vatan hizmetinin mesuliyetini omuzuna aldıktan sonra derhal hizmet mahalline koştu. Yıllar sonra döndüğü evinde ise ailesi ve çocukları arasında ancak bir gün kalabildi. 1920 yılı Ocak ayı başlarında köyleri dolaşarak cihadın ehemmiyetini ve faziletini anlatan Şahin Bey, kısa zamanda 200 fedai topladı. Kilis-Antep yolu, Antep harbinin kilit noktasıdır. Ne yapılıp edilmeli Fransızların bu yoldan Antep'teki işgal birliklerine yardım ulaştırmalarına engel olunmalıdır. Şahin Bey kendisine haber gönderen Anteplilere şu cevabı vermektedir: "Müsterih olunuz. Düşman arabaları cesedimi çiğnemeden Antep'e giremez!"
5 Kasım 1919'da İngilizlerden işgal hareketini devralan Fransızlar, bir türlü Anadolunun bu güzel beldesini işgale muvaffak olamamakta, şehir halkı, sınırlı imkânlarıyla karşı koymaktadırlar. Fransızlar bütün ümitlerini Kilis'ten gelecek takviye kuvvetlerine bağlamışlardır. Fakat, o yolu da Şahin Bey bir avuç serdengeçtisiyle tutmuştur. Şahin Bey ve fedaileri 3 Şubat'ta ve 18 Şubat 1920'de tam donanımlı Fransız birliklerini perişan etmişlerdir. Şahin Bey, zaferin ardından düşman kumandanına gönderdiği mektupta şöyle demektedir: "Kirli ayaklarınızın bastığı şu toprakların her zerresinde şühedâ kanı karışıktır... Din için, namus için, hürriyet için ölüme atılmak bize, Ağustos ayı sıcağında soğuk su içmekten daha tatlı gelir. Bir gün evvel topraklarımızdan savuşup gidiniz. Yoksa kıyarız canınıza."
Sürüyle saldıran düşman kuvvetleri bir avuç yiğit karşısında perişan olmanın şaşkınlığına düşmüşlerdi. Bu şaşkınlık yerini öfkeye terketmiş ve Antep'e ulaşmak düşman kuvvetleri için bir prestij, meselesi olmuştur. Fransız kuvvetleri 25 Mart 1920'de Andorya kumandasında yola çıkar. Bu Fransız küvetleri sekiz bin piyade ve iki yüz süvariden oluşmaktaydı. Ayrıca bu Fransız birliğinde, bir batarya top, 16 Ağır makinalı tüfek, çok miktarda otomatik tüfek ve 4 tank mevcuttu. Kahraman Şahin Bey, ancak yüz kişiyi bulan fedâileriyle düşmanın karşısına dikilmişti. 25 Mart günü sabahtan akşama kadar çatışma devam etmiş ve Şahin Bey düşmana ağır kayıplar verdirmiştir.
Şahin Bey gece gündüz uyumuyor, çatışma esnasında her tarafa yetişerek fedailerin manevî kuvvetlerini yükseltmeye çalışıyordu. Sırtındaki kaputu çıkartıp nöbet bekleyen yiğitlerin üzerine örten Şahin Bey, her hareketiyle örnek olmaktaydı. 28 Mart sabahına kadar düşmana aman vermeyen Şahin Bey, durumun gittikçe kritik hal almasından sonra kendisine geri çekilmeyi tavsiye edenlere şöyle diyordu: "Düşman buradan geçerse ben Ayıntab'a ne yüzle dönerim, düşman ancak benim vücudum üzerinden geçebilir."
Çatışmanın 4.günü öğleye doğru Şahin Bey'in yanında 18 kişi kalmıştı. Onların da şehit olmalarından sonra tek başına kalan Şahin Bey, son kurşunu kalıncaya kadar düşman ateşine karşılık vermiştir. Atacak kurşunu kalmayan Şahin Bey, tüfeğini yere çarparak kırmış ve üzerine hücum eden düşmanlara karşı yumruklarını sıkarak karşı durmuştur. Silahsız Şahin Bey'in yanına yaklaşamayan düşman askerleri uzaktan ateş ederek Şahin Bey'i şehit etmişler, ardından süngü darbeleriyle aziz nâşını parça parça etmişlerdir.
28 Mart 1920'de şehit olan Şahin Bey'in ağzından dökülen son söz şu olmuştur. "Allah'ım vatanımı kurtar, alçak düşman! Gel sen de süngüle" Şahin Bey'in şehadet haberi şehre gelince yanık bağırlardan şu mısralar dökülmüştür:
Şahin'i sorarsan otuz yaşında,
Süngüyle delindi köprü başında.
Çeteler toplanmış ağlar başında.
Uyan şahin uyan gör neler oldu.
Sevgili Ayıntab'a Fransız doldu.
Şahin Bey, istiklal meş'alesini tutuşturmuş, onbinlerce Şahinler, tutuşturulan bu meş'aleyi söndürmemek için vargüçleriyle vuruşmaya koşmuşlardır. Şahin Bey'in 11 yaşındaki oğlu Hayri de gönüllü olarak savaşa katılmış ve bütün çatışmalarda yer almıştır.
Şair o yıllarda Ayıntaplılara şöyle seslenmektedir:
"Düşünme arkadaş, Allah büyüktür,
Alamaz bir tek taş Allah büyüktür,
Sen çalış ve uğraş Allah büyüktür.
Sönmesin İslâmın parlak yıldızı..."
Etiketler: Atatürkçülük ve İnkılap Dersi
Kurtuluş Savaşı’mızın en uzun ve kanlı savaşları bu cephede yaşandı. Batı cephesinde savaş, Yunanlılar’ın İzmir’i işgali ile başladı (15 Mayıs 1919). Asıl amaçları .Sevr Antlaşması’nı bize kabul ettirmek İtilâf devletleri, Yunanlılar’ı desteklediler. Yurdumuza giren Yunanlılar’ı; I. İnönü, II. İnönü, Başkomutanlık Meydan Savaşı, Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Savaşı’nda yenerek denize döktük.
I. İNÖNÜ SAVAŞI (6-10 Ocak 1921)
Sevr Anlaşması nı Türk milletine ancak zorla kabul ettirebileceklerini anlayan İtilaf devletleri, Yunan kuvvetlerini tekrar saldırıya geçirdiler. Batı Cephesindeki Türk Ordusunun hemen hemen bütünüyle Kütahya-Gediz bölgesinde asi Ethemin kuvvetlerini yok etmekle meşgul olmasından yararlanan Yunanlılar, 6 Ocak 1921de Uşak üzerinden Afyon-Eskişehir yönünde, Bursa üzerinden de İnönü yönünde ilerlemeye başladılar. Batı Cephesi komutanlığına getirilen Albay İsmet İnönü Yunan kuvvetlerinin büyük bir kısmını İnönü mevzilerinde karşıladı. Üç gün süren (9-11 Ocak) çetin savaşlar sonunda Yunan kuvvetleri çekilmek zorunda kaldılar.
İtilaf devletleri bu Yunan yenilgisi üzerine Sevr antlaşmasını Ankara hükümetine bir kere daha uzlaşma yoluyla kabul ettirmeyi denemek istediler. İngiliz Başbakanı Llody George, Osmanlı delegeleriyle birlikte Ankara hükümetinin temsilcilerini de Londraya çağırdı. Ankara hükümetini Dışişleri Bakanı Bekir Sami Bey in temsil ettiği Londra Konferansı onüç gün sürdü (27 Şubat-12 Mart 1921), fakat İngilizler umduklarını elde edemediler. Düzenli ordunun batı cephesindeki ilk zaferidir.
Bu savaşın sonunda;
12 Mart 1921 İstiklal Marşı’mız kabul edildi.
İsmet Paşa generalliğe yükseldi.
20 Ocak 1921 Anayasası ilan edildi.
Türk milletinin TBMM’ye ve düzenli orduya olan güveni arttı.
Mustafa Kemal ve İsmet İnönü tören birliğini denetlerken
II. İNÖNÜ SAVAŞI(1 Nisan 1921)
İşgal kuvvetleri diploması yollarıyla başarı elde edemeyince tekrar silaha başvurdular: Yunan kuvvetleri 23 Mart ta tekrar saldırıya geçtiler. İnönü mevzilerinde 2. defa yapılan İkinci İnönü Savaşı yine Yunanlıların yenilgisiyle sonuçlandı (1 Nisan 1921). Bu arada Ankara hükümeti S.S.C.B. ile T.B.M.M. nin açıldığı günden beri sürdürdüğü dostça ilişkilerin bir sonucu olan Moskova Antlaşması nı imzalamış ve diplomatik alanda daha güçlü bir duruma gelmişti (16 Mart 1921). Buna karşılık büyük ümitlerle Anadolu ya çıkan Yunan kuvvetlerinin henüz kuruluş durumundaki Türk Ordusu karşısında başarı gösterememesi Yunanistan da hoşnutsuzluğa ve siyasal buhrana yol açmıştı. Anadolu daki Yunan kuvvetleri başkomutanı general Papulas da hükümetine verdiği raporda henüz kurtuluş durumunda olan Türk Ordusu kuvvetlenmeden saldırmak gerektiğini söylüyor, bunun için büyük destek birlikleri istiyordu. Nihayet 10 Temmuz 1921 de yeniden büyük bir saldırıya geçtiler. Bu kez İnönü mevzilerinde zayıf birlikler bırakmışlar, onbir tümenle Türk cephesini sol kanadından çevirme taktiğine başvurmuşlardı.
Yunanlıların üstün kuvvetlerle yaptıkları bu çevirme hareketi karşısında Türk Batı Cephesi komutanlığı savunma ve oyalama savaşları vererek cephe hattını geri çekme kararı almıştı. 18 Temmuz da Batı Cephesi karargahına gelen Mustafa Kemal Paşa batı cephesi komutanlığına ordusunu önce Eskişehir in kuzey ve güneyinde toplaması, sonra düşmanla araya büyük bir mesafe koyarak Sakarya nın doğusuna kadar çekilmesini emrini verdi. Bu suretle Sakarya hattına kadar bütün Batı Anadolu Yunan işgali altına girmiş olacaktı. Bunun, yurtta ve mecliste büyük hoşnutsuzluk yaratacağı şüphesizdi. Fakat Mustafa Kemal Paşa, askerliğin gereğini tereddütsüz yapmak kararında idi.
ESKİŞEHİR KÜTAHYA SAVAŞLARI
İnönü Savaşlarıyla Türk ordusunun taarruz gücüne sahip olmadığını anlayan Yunanlılar ülkelerinde ilan ettikleri genel seferberlik ve İngiltere’den aldıkları destekle Sevr antlaşması’nda yürürlüğe konmak için Eskişehir-Kütahya Savaşlarını çıkardılar. Yunan kuvvetleri karşısında Türk ordusunu başarı
Etiketler: Atatürkçülük ve İnkılap Dersi
10 Ağustos 1920'de Sevr'in kabulü Fransızların Antep'ten vazgeçmediklerini gösteriyordu. Bu sırada Antep ulusal kuvvetlerinin başına Şefik Özdemir Bey geçti, ulusal kuvvetlerin direnişi daha da arttı. 11 Ağustos'ta Fransızlar büyük yardım alarak Antep'e yeniden saldırmaya başladılar. Antep'e bir ültimatom vererek iki saat içinde teslim olmasını, silahların terkini, 1.500.000 altın tazminat vermelerini istediler. Türk topraklarını işgal ve tahrip, katliam yapan Fransızların bu isteği eşkıyanın fidye istemesinden farksızdı. Antep bu isteği sert bir şekilde ret etti. Fransızlar bu sefer, daha yumuşak bir öneride bulundular. Teslim olunduğu takdirde şehrin yine Türk görevlilerce yönetileceğini bildirip "Vatansever kisvesine bürünen entrikacılara." uyulmamasını istediler. Mutasarrıf Fransızları oyalayıp zaman kazanmak istediyse de, Fransız komutan akşama kadar teslim olunmasında ısrar etti. Ermeniler de şehri tehdit ediyorlardı. Teslim olma istekleri ret edilince Fransızlar şehri yine top ateşine tuttular.
Diğer yandan Türk kuvvetleri Haçin'de Ermenileri kuşattı ve uzun çatışmalardan sonra 15-16 Ekim'de Haçin Türklerin eline geçti. Fransızlar bu olaydan sonra Antep'e yeni kuvvetler gönderdiler. General Goubeau, Antep'in Fransız mandasına bırakıldığını belirterek teslim olmasını istedi. İsteği ret edilince de 5 Aralık'tan itibaren şehir yeniden top ateşine tutuldu. Fransızlar, Alman ordularına karşı Verdön Şehri'nin savunmasının örneğini Antep'te görüyorlardı. Antep Şehri kadın, çocuk, yaşlısıyla ve çok az bir ulusal kuvvetle, bıçak, taş, sopa, balta, av tüfeği gibi basit silahlarla, 15.000 kişilik, modern silahlarla donatılmış Fransız ordusuna karşı kahramanca savaştı. Açlık ve cephanesizlik yüzünden Antep, on aylık bir direnmeden sonra 9 Şubat 1921'de teslim oldu. Antep'in bu kahramanlık örneği olan direnişi karşısında T.B.M.M. "Gazilik" unvanını verdi ve şehrin adı "Gazi Antep" oldu.
Güney Doğu Anadolu'daki Türk direnişi Fransızları çok şaşırttı. Türklerin bu kadar sert direneceğini beklemiyorlardı. Çanakkale'de Türklerle savaşırken bir kolunu kaybetmiş olan General Gourad, "Şövalye ruhlu hasımlar." dediği Türklerin bu direnişi karşısında zor durumda kaldı. Çatışmalarda ve soğuktan ölen Ermeni tedhişçileri katledilmiş gibi gösteren Fransız basını, bu sert Türk direnişinin sorumluğunu, bu yöreyi daha önce işgal etmiş bulunan ve halkın elindeki silahları toplamamakla suçladıkları İngilizlere yüklüyordu. Fakat basın Ermenilerin kullanılmasının hata olduğunu ve olayların çıkmasında Ermenilerin sorumluluğunu artık anlamaya da başladı. Diğer yandan Fransız askerlerinin öldürülmesi, yeni bir savaş başladı endişeleriyle kamuoyunun tepkisine de yol açtı. Hükümete eleştiriler yönelmeye başladı. Yunanistan'da 1920 sonunda Venizelos'un iktidardan düşmesi üzerine Fransız kamuoyu, Kilikya yöresinde Türk-Fransız savaşının, İngiliz-Yunan yükünü hafifletmek için bir tuzak olduğu kanısına vardı. Eğer Kilikya'da barış sağlanırsa, M. Kemal'in batıya daha kolay saldırıp, Fransızların sevmediği Yunan liderlerine akla karayı seçtireceği düşüncesi, Fransız kamuoyunda güç kazandı. Bu cephedeki savaşlar ve Türk` direnişi Fransa'yı şiddetle sarstığı ve Suriye mandasını da tehlikeye soktuğu için, Türkiye ile barış isteklerini arttırdı. Fakat Türk-Fransız görüşmeleri 11. İnönü ve Eskişehir-Kütahya Savaşları dolayısıyla ertelendi.
*Ergün AYBARS, Türkiye Cumhuriyeti Tarihi 1, Ege Ün. Basımevi, İzmir, 1986, ss. 251-260
Etiketler: Atatürkçülük ve İnkılap Dersi
Kuva-yı Milliye'nin önemli bir yeri olan Pozantı'da bir kongre yapılmasına karar verilmesi üzerine M. Kemal Paşa, Fevzi Paşa ve arkadaşlarıyla Pozantı'ya gelerek 5 Ağustos'ta kongreye katıldı. B.M.M. adına cepheleri gezdiğini belirten M. Kemal Paşa, "Mücahit orduların öncüsü, bütün İslam aleminin göz bebeği ve bütün Anadolu için bir vatanseverlik örneği olan Adana Vilayeti halkı ile görüşmekten büyük bir memnunluk duyduğunu." söyleyerek Kuva-yı Milliye'ye büyük güven ve moral verdi. Adana yöresindeki savaşlar Ankara Anlaşması'na kadar sürdü.
Etiketler: Atatürkçülük ve İnkılap Dersi
Antep savunması ve Adana Savaşları sürerken , Fransızlar Maraş ve Urfa'da yenilmişlerdi. Türk direnişinin bu kadar sert olması karşısında Fransızlar, M. Kemal Paşa'ya başvurarak ateşkes istediler. 30 Mayıs'tan itibaren taraflar arasında ateşkese karar verildi. Pozantı ve Kozan'ı boşaltıp, Antep içindeki kuvvetlerini de şehir dışına çıkardılar. M. Kemal Paşa Fransızların yöreyi boşaltmasını istedi, fakat Paris'ten bu konuda yetki almadıklarını belirttikleri için bu gerçekleşmedi. M. Kemal Paşa Fransızların ateşkes isteğini kabul etmekle, Ankara'da kurulan T.B.M.M.'nin varlığını Fransızlara kabul ettiriyordu. Fransızlar artık Osmanlı Devleti yerine, muhatap olarak T.B.M.M.'ne başvuruyorlardı. Fakat Fransızlar ateşkes konusundaki sözlerine sadık kalmadılar. Ermenilerin saldırganlıklarına seyirci kaldılar. M. Kemal Paşa Fransız komutanına olayları duyurarak dikkatini çekti. M. Kemal Paşa, Güney Cephesi'ndeki Kolordulara gönderdiği yazıda, Fransızların esirlerini kurtarmak ve yeni bir saldırı amacıyla hazırlıklarına zaman kazanmak için ateşkes yapmış olduklarının anlaşıldığını ve esirlerin bırakılmamasını bildirdi. Fransızların Zonguldak ve Ereğli'yi işgal etmeleri üzerine M. Kemal Paşa 18-19 Haziran 1920'de ateşkesi bozdu. Bu sırada Ermeniler Kilikya'da bağımsızlık ilan edip, M. Kemal'e bir nota gönderip, yörenin boşaltılmasını istediler. M. Kemal Paşa ise bu arada cepheyi yeniden düzenlemişti. Ermenilerin Türklere karşı katliamı karşısında İran Konsolosu olayı protesto etti. Fakat Fransızlar Ermeni Lejyonunu Adana'ya girmesine, izin verdiler. Adana'ya giren Ermeniler Türk evlerini yakmaya başladılar. Türk çeteleri de bundan sonra saldırılarını çoğalttılar. Tarsus'ta bulunan Fransızlar yenilerek çekildiler.
Etiketler: Atatürkçülük ve İnkılap Dersi
Fransızlar, Antep'i İngilizlerden devraldıktan sonra, Ermenilerin taşkınlıklarına seyirci kaldılar ve köylerde ırza tecavüz olaylarına kadar varan, can, mal ve namus güvenliğini ortadan kaldıran davranışlarda bulundular. Bu durum üzerine,köylüler ve ulusal kuvvetler Çatalmazı Boğazı'nda Fransızlara saldırarak bir çoğunu öldürdüler. Fransızlar bölgeyi elde tutmak için yeni kuvvetler getirmeye başladılar. Antep'te Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin bir şubesi açıldı. Üsteğmen Salih "Şahin" takma adıyla Kuva-yı Milliye Komutanlığı'na getirildi. Ulusal Kuvvetler Antep'e ilerleyen 1.000 kişilik bir Fransız birliğini yendiler. Antep'te sıkışan Fransızlar ise yardım istediler. Bunun üzerine üç piyade alayı, 200 süvari, bir top bataryası, dört tank, ağır ve hafif makineli tüfeklerle donatılmış bir Fransız kuvveti Antep'e, doğru yola çıktı. Şahin, emrindeki zayıf kuvvetlerle, bunlara saldırdı, sonuna kadar savaşarak, Fransızların süngüleri altında şehit oldu. Ulusal kuvvetler saldırılarını durdurmadılar. Fransızlara her yerde saldırdılar. Ancak bu kuvvetler bir komuta altında değildiler. Bu sebeple Kılıç Ali Bey, Mustafa Kemal'in emriyle Antep'e gelerek Kuva-yı Milliye Komutanlığı'nı üstüne aldı. Antep halkı 1 Nisan 1920 tarihinde Fransız ve Ermenilere karşı ayaklandı. Fransızlar çok üstün kuvvetlerle Antep'e saldırdılar, yoğun top ateşine tuttular. Kılıç Ali Bey Fransızların isteklerini ret ederek savaşı sürdürdü. 19 Nisan'da ulusal kuvvetler Mağarabaşı Savaşı'nda büyük başarı elde ettiler. Fransızlar Antep saldırısına son vermedikleri için çarpışmalar sürdü.
Adana yöresinde de aynı sıralarda olaylar başladı. 1918 sonunda Adana işgal edilmiş ve hemen arkasından Ermeni akını başlamıştı. Fransızlarla birlikte gelen Ermeniler şehirde yağma, öldürme, tecavüz olaylarıyla dehşet yarattılar. Türk bayrakları yırtılarak Fransız ve Ermeni bayrakları çekildi. Polis Müdürlüğü'ne bir Ermeni getirildi, Bundan sonra Ermenilerin baskıları daha da arttı. Temmuz 1919'da Adanalıların büyük kısmı Toroslara doğru göçe başladı. Kuva-yı Milliye bundan sonra Fransızlara durmadan saldırarak, rahat vermedi. Toroslar'dan devamlı gelen saldırılar karşısında Gülek Boğazı'nı elde tutmak isteyen Fransızlar Pozantı'ya Binbaşı Menil komutasında bir tabur gönderdiler. Fakat Kuva-yı Milliye kendisini sıkıştırdığı için Menil Pozantı'da kapalı kaldı. Mnil'e yardıma gelen Fransızlar top, makineli tüfek kullanarak, yoldaki köyleri yakarak ve esirleri öldürerek ilerlemeye başladılar. Kuva-yı Milliye'nin direnişi üzerine Tarsus'a doğru çekilen 3.000 kişilik Fransız kuvveti Binbaşı Menil'e yardım edemedi. Takviye alan Fransızlar 19 Mayıs 1920'de 5.000 kişilik bir kuvvetle yeniden saldırıya geçtiler. Fakat bir avuç milis kuvvet karşısında başarılı olamadılar. Menil'e yardım gönderemeyeceğini bildiren Fransız komutanı, Menil'in yarma hareketi ile kurtulmasını önerdi. Türk kuvvetlerinin çemberini yaran Menil, yolunu kaybedince, Panzinçukuru Köyü'nden zor ve para kullanarak Hatice adında bir kadınla Kumcu Veli'yi kılavuz olarak aldı. Fakat Hatice kurtulmayı başardı ve köylülere durumu bildirdi. Sünedir Boğazı'nda pusuya düşürülen Fransızlar 28 Mayıs'ta bir avuç köylüye (bu kuvvetleri büyük bir askeri güç sanmışlardı) teslim oldular. Teslim oldukları köylülerden insanca muamele gördüler, yaptıkları Zulme rağmen kendilerine yiyecek verildi.
Etiketler: Atatürkçülük ve İnkılap Dersi
Ocak 1919'da Urfa'yı işgal eden İngilizler Ekim ayında şehri Fransızlara terk ettiler. Bütün yörede olduğu gibi, Fransızlar işgal ettikleri Urfa'da da Ermenilere dayanarak Türk halkına karşı onur kırıcı davranışlara başladılar. Ermenilerin intikam duygularıyla yaptıkları bütün taşkınlıklara göz yumdular. 800 yıl önce Haçlı Seferleri sırasında bu şehirde bir süre kaldıkları için tarihi hakları olduğunu ileri sürmeye başladılar. Resmi binaları işgal ve ileri gelenleri keyfi bir şekilde tutukladılar. Bu durum Urfa halkının ulusal duygularını kamçıladı. 29 Aralık 1919'da buraya atanan Yüzbaşı Ali Saip (Ursavaş), M. Kemal'in emriyle Fransızları buradan çıkarmak için çalışmaya başladı. Diğer yandan Urfa'nın güneyindeki aşiretler Maraş'a yardım için demiryolu üzerinde sabotaja ve Urfa'da bulunan Fransız ve Ermenilere saldırmak için hazırlıklara başlamışlardı. Namık Bey takma adıyla çalışan Ali Saip Bey, 3.000 kişilik bir kuvvet toplamayı başardı. Bu ulusal kuvvetler 7 Şubat 1920'da Urfa'daki Fransız Komutanlığı'na bir ültimatom vererek, şehrin 24 saat içinde boşaltılmasını istediler. Fransız komutan verdiği yanıtta, aşiretlerin düşmanı olmadığını, Suriye'de bulunan General Gourad'a yazıldığını ve onun emrinin gelmesine kadar beklenmesini rica etti. Fakat Türk kuvvetlerinin beklemeye tahammülü yoktu. Urfa'ya giren Türk kuvvetleri, 8-9 Şubat gecesi buradaki Ermenilerle desteklenmiş 560 kişilik Fransız birliğini Gureba Hastanesi'nde kuşattı. Bir süre taraflar ateş açmadılar. 9 Şubat'ta silahlı çatışma başladı. Fransızlar şehri terk etmeyi ret ettiler. İngilizler bütün tarihi gerçeklere gözlerini kapatıp, 19 Şubat'ta Osmanlı Hükümeti'ne baskı yaparak, yaptıkları seferleri İstanbul'un Türklerde kalmasına karar verildiği bir sırada, Güney'de Ermenilere karşı katliama girişildiğini ileri sürüp, bu olaylardan (Urfa, Maraş halkının vatan savunması) vazgeçilmesini, Yunanlılara karşı yapılan saldırıların da durdurulmasını istediler. Harbiye Nezareti aynı gün Kolordulara çatışma yapılmamasını bildirdi. İngilizler batı kamuoyunda Güney Doğu'da Türk halkının direnişini, Müslümanların Ermenileri katlettikleri şeklinde duyuruyorlardı. Oysa Fransız ve Ermeniler Maraş'ta, Türk halkını kadın ve çocuk demeden katlediyorlardı. İstanbul Hükümeti İngilizlerin oyunlarını anlamadığı için, İstanbul'un Osmanlılara bırakılmasını büyük bir kazanç zannederek M. Kemal Paşa'nın örgütlenme hareketinden vaz geçmesini ve Kuva-yı Milliye hareketinin durdurulmasını istedi. M. Kemal 11 Şubat'ta verdiği yanıtta Türk Ulusu'nun hakları verilinceye kadar silahların bırakılmayacağını Kuva-yı Milliye'yi durdurabilmek için Fransızların Adana'yı terk etmeleri gerektiğini bildirdi. Fakat bu sırada Urfa direnişi de zayıflamaya başladı. Bazı Urfalılar M. Kemal Paşa'ya başvurarak(l9 Mart 1920) Kolordunun hemen yardıma gelmesini, halkın direniş gücünün tükendiğini bildirdiler. M. Kemal Paşa, 13. Kolordu'ya gereken emrin verildiğini, Fransızların da çok zor durumda olduğunu belirterek, direnmenin sürdürülmesini istedi. Kolordu Urfa'ya gereken yardımı yapmadığı halde, Fransızların direnme gücü kalmadığı için, 10 Nisan 1920'de silah ve cephaneleriyle Urfa'yı terk ettiler. Bu savaşta 250 ölü ve 163 yaralı vermişler, yani kuvvetlerinin yarısını yitirmişlerdi. Fransızlar Maraş yenilgisinden sonra Urfa'da da yenildikleri için moralleri iyice bozuldu. Bu durum Arap direnişçilerine de moral veriyordu. Fransızlar Urfa'ya yeniden saldırmayı düşündüler. Fakat 13. Kolordu'nun savunma önlemlerini almasından sonra vaz geçtiler.
Etiketler: Atatürkçülük ve İnkılap Dersi
İşgal ettikleri Güney Anadolu şehirlerinde Ermenilerle birlikte Türk halkına karşı zulüm yapan ve onur kırıcı davranışlarda bulunan Fransızlar, Türk Ulusu'nun er geç ayaklanacağını bildikleri için daha Ocak 1920 başından itibaren Maraş'a yeni birlikler getirmeye başladılar. Bu kuvvetler Türk saldırılarıyla yıpratılmaya başlandı. Fakat Fransızların yolları üzerinde Türk köylerinde ırza tecavüze kadar varan saldırıları Türk halkını topluca direnişe itti. 20 Ocak 1920 tarihinde Maraş'ın ileri gelenlerini tutuklamaya ve hükümet binasını işgale başlayan Fransız birliklerine halk ateş açtı ve onları geri püskürttü. Fransız birlikleri şehri yoğun top ateşine tuttular. Fransız ve Ermeniler tarafından bir kale gibi korunan ve cephanelik haline getirilmiş olan kilise, 200 Türk mücahidinin saldırısı ile ele geçti.
Maraş'ta silahlı halk direnişinin başlaması üzerine M. Kemal Paşa 24 Ocak tarihinde bir bildiri yayınlayarak, Suriye'de bulunan Arap direniş kuvvetleri ile Türk direniş gücünün birlikte hareket ederek Fransızları iki ateş arasına alıp ezebileceğini belirtti. Kuva-yı Milliye komutanlarından, Fransızlara, Türk topraklarını terk etmeleri için bir nota vermelerini istedi. Bu bölgede, Adana dahil 10.000 Fransız askeri bulunuyordu. Fransızların yeni kuvvetler getirmesi olasılığına karşı da gerilla savaşı yapılmasını ve Kolordu'ya da Fransızlara karşı savunması için gereken emir verildi. Yeni kuvvetler getiren Fransızlar karşısında Türk direnişi, bütün şiddetiyle yılmadan sürdü. Maraş halkı ellerinde yeterli silah, cephane, yiyecek ve ilaç olmadığı için, soğuk kış şartlarında en modern silahlarla donatılmış Fransız birlikleri karşısında son güçlerini kullanıyorlardı. Fakat Fransızların da durumu iyi değildi. Güneyde Araplar da Fransızlara saldırmaya başlamışlardı. Bir aşiret de Fransızlara doğru ilerliyordu. Türk ulusal kuvvetleri de 8-9 Şubat'ta Urfa'ya girdi. Fransızlar, İngilizler aracılığı ile M. Kemal Paşa'ya başvurarak isteklerini öğrenmek istediler. M. Kemal Paşa, Heyet-i Temsiliye adına verdiği yanıtta, her şeyden önce Fransızların Kilikya, Maraş, Antep ve Urfa'yı boşaltmaları gerektiğini bildirdi. Diğer yandan da 11 Şubat'ta, Adana, Pozantı ve Maraş'taki ulusal kuvvetlere taarruz emrini verdi. Bütün yöredeki Türk halkının Fransızlara karşı ayaklanmasını ve Fransızların Türk topraklarını terke zorlamasını istedi. Fransızlar da bu sırada Maraş'ı terke karar Yerdiler. 10-11 Şubat 1920'de Maraş'tan ayrılan Fransız birlikleri İslahiye'ye doğru kaçtılar. Yolda Türk saldırılarına uğrayan Fransızlar 200 kayıp daha verdiler. Maraş savaşında Fransız kayıpları küçümsenmeyecek kadar çok oldu. Bu yenilgi Fransızların moralini çok bozdu.
Etiketler: Atatürkçülük ve İnkılap Dersi
Mondros Ateşkes'inden sonra İngilizler ve Fransızlar, haklı bir gerekçeleri olmamalarına rağmen, antlaşma hükümlerine aykırı olarak çeşitli yerleri işgale başladılar. Birinci Dünya Savaşı içinde imzaladıkları gizli antlaşmalar doğrultusunda Güney Anadolu'da da İngiliz ve Fransız işgalleri başladı. 3 Kasım 1918'de Musul ve 9 Kasım'da da İskenderun'u işgal eden İngilizler, bu haksızlıklarını daha da genişlettiler. 6 Aralık'ta Kilis'i işgal ettiler. İngiliz birliklerindeki Hintli Müslüman askerlerin, üzgün Türk halkını sevgiyle selamlamaları İngiliz subayları ve Ermenileri kızdırdı. Burada resmi binaları işgal eden İngilizler, lise binasına da yerleşince eğitim durdu. Bütün haberleşmeye el koyan İngilizler Kilis'in dışla ilişkisini kestiler. Halkın elindeki yiyecek maddelerini kendilerinin belirledikleri fiyattan zorla aldılar. Silahları toplamaya başladılar.
İngilizler, önemli bir ticaret merkezi olan Antep'i de 17 Aralık 1918' de işgal ettiler. Bu işgali Ateşkes'in 7. maddesi gereğince yaptıklarını ileri süren İngilizlerin Antep'i işgali buradaki Ermenilerin şımarmalarına ve taşkınlıklarına yol açtı. Şehrin resmi binalarını ele geçiren İngilizler, aydınları ve ileri gelenleri uydurma bahanelerle Mısır'a sürdüler. Ermeni tehciri suçlamalarıyla bir çok Türk'e işkence yapıldı. Silah toplamaya başladılar. Buna karşılık Ermenilere silah dağıtıyorlardı. Bu durum karşısında Antepliler miting yaptılar ve "Cemiyet-i İslamiye" adında bir dernek kurdular.
İngilizler 22 Şubat 1919'da Maraş'ı ve 24 Mart 1919'da Urfa'yı yine aynı uydurma bahanelerle işgal ettiler. Her girdikleri yerde Ermenilerle yakın ilişki kurup Türklere karşı onur kırıcı, zalimce işlemler yaptılar. Türk halkının ileri gelenleri asılsız suçlamalarla tutuklanarak sürgün ediliyor ve böylece, başsız kalan halkın direnmeyeceği zan ediliyordu.
Özellikle Ermenilerin taşkınlıklarının ve Türklere yaptıkları kötülüklerin tepkilerine karşı önlemlerini ve baskılarını çoğalttılar.
Diğer yandan Diyarbakır bölgesinde de sürekli olarak zararlı propagandalar yapıyorlardı. Bu yörede Kürtçülük hareketini destekleyip İngiliz-Fransız güdümünde Kürdistan kurmak istiyorlardı. Bu sebeple bazı aşiretleri elde etmişlerdi. İngiliz Binbaşısı Nowel bu yöredeki Kürtçülük hareketlerini destekliyor, örgütlüyor, para yardımı yapıyor ve bağımsızlık vaatleriyle aldatıyordu.
Fransızlar ise 21 Ocak 1919'da, Mersin Osmaniye ve Adana'yı işgale başladılar. Onların gelişiyle birlikte Ermeniler taşkınlıklara başladılar. Fransızlar burada Ermeni nüfusunun çoğalması için Ermenilerin gelmesini teşvik ettiler. Adana yöresinde jandarma birliklerini düzenlemek bahanesiyle jandarma birliklerini Ermenilerden kurdular. Ermenilerin her çeşit kötülüğüne göz yumarken Türklerin ileri gelenlerini görev başından uzaklaştırdılar. Önemli komutanlarını halkı kışkırtıyor iddiaları ile Suriye'deki esir kamplarına gönderdiler. Bu haksızlıklar karşısında halk çeşitli yerlerde silaha sarılarak Ermenilere ve Fransızlara karşı canını, namusunu ve malını korumaya başladı. Bu olaylar üzerine bir Amerikan soruşturma kurulu Adana'ya gelerek çeşitli ırk ve dinlere mensup ileri gelenlere Adana'nın idaresi hakkında fikirlerini sordu. Amerika, bölgenin kendi mandasında kalmasını istediyse de Kongre buna yanaşmadı. Burada nüfusun çoğunluğunu Türkler oluşturuyordu. Ermeniler ise ancak % 20 kadardılar.
İngiltere ve Fransa Orta Doğu konusunda 15 Eylül 1919 tarihinde aralarında yeni bir antlaşma yaptılar ve Orta Doğu'yu "Manda" sistemi ile paylaştılar. Buna göre Irak ve Filistin İngiliz Mandasına, Suriye ve Lübnan Fransız mandasına bırakıldı. Dolayısıyla Antep, Maraş, Urfa Fransa'ya kalıyordu. Bu antlaşmaların sonunda İngilizler, 29 Ekim 1919 da Kilis'i, 30 Ekim'de Maraş'ı ve Urfa'yı ve 5 Kasım 1919'da da Antep'i Fransızlara devrettiler Fransızlar bu şehirlere geldikleri günden itibaren Türklere karşı baskı ve şiddete başvurdular. Ermenilerden kurdukları birlikleri de beraberlerinde getirerek, onların her çeşit kötülüğü yapmalarına göz yumdular. Yöreyi işgal eden Fransız komutan Türk halka bir bildiri yayınladı. Bu bildirinin hükümleri Fransızların nasıl bir tutum içinde olduklarını yorum yapmaya gerek bırakmayacak bir biçimde ortaya koyuyordu:
1- Ne için taşıdığını tahkikata bile lüzum görmeksizin üzerlerinde revolver bulunan bir adamın kurşuna dizilmesi
2- Kargaşalık çıktığında ölen veya yaralanan Fransız askerine karşılık, yerli halktan iki adamın kurşuna dizilmesi ve bunların kur'a ile seçilmesi
3- Bir evden silah atılırsa yakılması
4- Osmanlı Hükümeti memurlarının böyle bir durum ortaya çıkmasında idare haklarının ve hakimiyetlerinin iskatı ve sokaklarının mitralyöz, bomba ve gazlı mermilerle ateş altına alınması.
Antep'te Türk bayrakları indirtilerek yerlerine Fransız bayrakları çekildi. Türk kadınlarının çarşaflarının yırtılması, yüzlerinin zorla açılması gibi çirkin olaylar yaratan işgal kuvvetleri, direnen Türkleri de öldürüyorlardı. Ermenilerin taşkınlıklarının olayları büyüteceğini gören Fransızlar, Ermeni taburunun yerine Cezayir taburunu getirdilerse de artık durum değişmedi. Türk Ulusu'nun sabrı taştı.
KUVA-YI MİLLİYE'NİN KURULUŞU
M. Kemal Paşa'nın Anadolu'ya geçmesinden sonra, 8 Ağustos 1919'da yayınlanan bir bildiri ile, memleketi haksız yere işgal eden İtilaf Devletleri'ne karşı, Türk bağımsızlığını korumak için, ulusal kuvvetlerin kurulması ulusun kendi iradesiyle egemenliğine sahip çıkması duyuruldu. Ulusal sınırlar içinde vatan bir bütündür ilkesi ile yeni Türk vatanının sınırları belirtilmeye çalışılıyordu. Sivas Kongresi tüm ülkeyi bir inanç ve otorite altında toplarken, Güney Cephesi de Ali Fuat Paşa'nın komutasına verildi. Daha sonra 29 Haziran 1920'de cephe, İran sınırından Fırat Nehri'ne kadar Elcezire Cephesi ve Fırat'tan Antalya'ya kadar Adana Cephesi Komutanlıkları olarak ikiye bölündü.
Fransızların bu bölgeyi işgal etmesi üzerine her yerde halkın girişimiyle ulusal birlikler kurulmaya ve düşmana karşı silahlı mücadeleye başlandı. Sivas Kongresi'nden sonra da bu kuvvetlerin başına M. Kemal Paşa tarafından komutanlar atandı. Topçu Kemal Bey "Doğan" takma adıyla, piyade yüzbaşısı Osman Bey "Tufan" takma adıyla, yüzbaşı Ratip Bey "Sinan Paşa" takma adıyla Adana Cephesi'nde büyük hizmetler yaptılar. Güney Kuva-yı Milliyesi, gerçek anlamda bir halk hareketiydi. Eşkıya, çeteler ve zorbalar Kuva-yı Milliye'ye katılmadılar. Kuva-yı Milliye yalnız vatanseverlik ve Türklük duygusuna dayanıyordu.
Fransızlara karşı Suriye'de kurulan Arap Ulusal Hareketi, Türkiye'nin güney cephesinin yükünü hafifletti. Fransızlar hem Suriye'de hem de Güney Doğu Anadolu'da savaşmak zorunda kaldılar. M. Kemal Türk-Arap işbirliğini sağlamak, Fansızlara karşı birlikte savaşılmasını teşvik ettiyse de Faysal buna yanaşmadı. Fakat yine de Türkiye ile anlaşmak isteyenler vardı. Özellikle, daha önce Türk ordusunda yetişmiş olan Arap subaylar Türkiye ile işbirliğinden yanaydılar. Bu ilişki Fransızları çok endişelendiriyordu .
Güney Cephesi'nde Kuva-yı Milliye'nin kurulmasından sonra Fransızlara karşı şu savaşlar yapıldı.
1- Maraş Savunması : 20 Ocak-10 Şubat 1920
2- Urfa Savunması : 9 Şubat-11 Nisan 1920
3- Antep Savunması : 1 Nisan 1920-8 Şubat 1921
4- Adana Savunması : 21 Ocak 1920-20 Ekim 1921
Etiketler: Atatürkçülük ve İnkılap Dersi
|
BT SINIFIMIZ |
|
|
|
OKULUMUZ |
|
|
Etiketler: Kazım Taşkın İ.Ö.O RESİM SLAYTLARI
Kazım Taşkın İlköğretim Okulu1966 yılında Tarsus’un hayır sever vatandaşlarından Gazali Kazım lakap ile anılan Kazım Taşkın tarafından yaptırılmış ve kendisinin adı verilmiştir.Okulun tamamı 4000 metrekarelik bir saha üzerindedir.Okul yeri ve sahası 285 000 Türk lirasına mal olmuştur.12 Eylül 1966’da 5 dershane 10 şube ve 10 öğretmen ve toplam 397 öğrenci ile 1966-1967 öğretim yılında hizmete girmiştir.
Okul inşaatının iyi kontrol edilmemesi ve kullanılan malzemenin noksanlığı nedeni ile kısa zamanda oturulmaz hale gelmiştir.Toplam 2 yıl öğretim yapılabilmiştir.Verilen çürük raporu ile 1968-1969 öğretim yılı başında Şehit İshak İlköğretim Okuluna gidilerek üçlü öğretim yapılmış,1969-1970 öğretim yılında aynı okulda kalınmışa 11.02.1971 yılında eski okulun bahçesine devlet tarafından 5 derslikli yeni bir okul binası yapılmış 1970-1971 öğretim yılının ikinci yarısında tekrar geri taşınılmıştır.Doğudaki kuraklıkybaraj yapımı ve deprem nedeni ile Tarsus’a büyük akın ve yerleşmeler nedeni ile mahalle büyüyerek okul ihtiyacı karşılamaz hale gelmiştir.Kısa zamanda öğrenci mevcudu yükselmiş.Üçlü öğretim yapılmak mecburiyetinde kalınmıştır.Bu dönemlerde okul müdürlüğünün çeşitli çalışmaları ile 1974 yılında ikinci beş derslik bölümü yine devlet tarafından yapılarak 1974-75 öğretim yılında ikili öğretime dönülmüştür.
1997 yılında zorunlu eğitimin 8 yıla çıkarılması dolayısıyla 1998-99 eğitim öğretim yılında iki şube altıncı sınıflı olarak ilköğretime başlamıştır.Bina kiyafetsiz kalınca 1999 yılında ikinci yeni bir binanın temeli atılmış,çalışmalar sürdürülerek 23 Nisan 2000 tarihinde yeni bina hizmete girmiştir.
Bugün 2006-2007 eğitim yılında normal eğitim yapılmakta olup;32 şube ve 1 ana sınıfı ,1 Fen Bilgisi Laboratuvarı , 1 BT sınıfı ile eğitim öğretimini sürdürmektedir. 1150 öğrenci ve kadrolu 35 , sözleş-meli 2 , ücretli 3 öğretmen vardır.Bir müdür iki müdür yardımcısı ve iki kadrolu hizmetlisi ile hizmet vermektedir.
BU GÜNE KADAR GÖREV YAPAN MÜDÜRLERİ :
1. Mehmet TANIŞIK
2. Durmuş TOKATLI
3. Salih GÜMÜŞ
4. Abdulkerim DOĞAN
5. Ekrem YILMAZER
6. H.Merzuk KÖRÜKLÜ
7. Efkan DAL
8. Mehmet ERİŞİK
Etiketler: OKULUNTARİHÇESİ VE OKUL HAKKINDA BİLGİLER
TARSUS BELEDİYESİ'NDEN BAŞARILI ÖĞRENCİLERE KARNE HEDİYESİ BAŞKAN KOCAMAZ, ÖĞRENCİLERE ONUR BELGESİ VE TATİL KİTABI (2008-06-24)
Gönderen Utkuhan GÜL zaman: 07:10
Tarsus Belediyesi, Tarsus'ta bulunan ilköğretim okullundan başarılı olan 2 bin öğrenciye karneler gününde karne hediyesi verdi.
Belediye Başkanı Burhanettin Kocamaz, İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından tespit edilen başarılı 2 bin öğrenciye "Onur Belgesi ile tatil kitabı" vererek sevinçlerine ortak oldu.
Kazım Taşkın İlköğretim Okulu'nda düzenlenen karne gününe Belediye Başkanı Burhanettin Kocamaz, İlçe Milli Eğitim Müdürü Ethem Sarı, Yeni Mahalle Muhtarı Kenan Pehlivancık, öğretmen, veliler ve öğrenciler katıldı.
Açılış konuşmasını yapan Milli Eğitim Müdürü Ethem Sarı, öğrencilerin uzun bir tatil dönemine girdiğini belirterek "1 yıl süren eğitim sonunda bugün törenle karnelerinizi alıyorsunuz. Hayırlı olsun. Tatilde dinlenmenin yanı sıra bol bol kitap okumanızı tavsiye ediyorum. Çok çalışıp, geleceği yönetecek insanlar olarak sizlerden çok umutluyuz" dedi.
Belediye Başkanı Burhanettin Kocamaz ise "Sevgili öğrenciler, yoğun bir eğitim döneminin sonunda, aydınlık güler yüzlerinizle tatili gerçekten çok hak ettiniz. Sizleri yıl boyu gösterdiğiniz yüksek çabalarınızdan dolayı kutluyor ve gözlerinizden öpüyorum. Tarsus gibi tarih boyunca cazibe merkezi olmuş güzel kentimizde yaşıyor olmakla çok şanslısınız. Kentinize ve değerlerine sahip çıkmalısınız. Birbirinize saygı göstermeli, birbirinizi sevmeli ve birbirinize her yerde sahip çıkmalısınız. Ülkenizi ve milletinizi, anne ve babalarınızı çok sevmelisiniz. Çünkü onlar sizleri büyük fedakarlıklarla okutmakta ve geleceğe hazırlamaktadırlar. Haydi, hep beraber ülkemiz ve kentimiz için daha neler yapabiliriz sorusunu kendimize soralım. Ve her gün başımızı yastığa koyduğumuzda 'bugün kentim için ne yaptım' sorusuna olumlu cevap verebilelim. En güzel kent, en güzel çevre, en güzel gelecek, en büyük başarılar, en büyük mutluluklar sizlerin olsun" şeklinde konuştu.
Konuşmaların ardından Kazım taşkın İlköğretim okulundaki başarılı öğrencilere törenle onur belgesi ve tatil kitabı verildi.

Bilgisayar Formatörü | Aysun KIZILEL | Aygül TUFAN |
| Fatma AYDIN | Fatma TURAÇ | Filiz AKSOY |
Gökşen KAYA | Leyla GÜNGÖR | Nuran Sönmez |
![]() Sezgin AKSOY | ![]() Dünyamin SÖNMEZ | ![]() Zafer KILINÇ |
![]() Şerafettin BOLAT |
Seza DALKILINÇ
| ![]() Turhan EKİNCİ |
![]() Filiz DURU | Ümmühan KARAHALİLOĞLUSınıf Öğrt | ![]() Münire KARAOĞLU |
| Nilgün GÖÇER | M.Avni AKSAN | ![]()
Recep TOY |
![]() Durmuş EMİK Matematik Ögrt. | ![]() Ahmet KANAK Fen ve Tekn.Ögrt. | ![]() Okay BAL Fen ve Tekn.Ögrt. |
Birgül DOĞAN | ![]() Yasemin SEKİ | ![]()
Ayşe İSMETOĞLU |
![]() Mustafa DOĞAN | |
|
Etiketler: Kazım Taşkın İlöğretim Okulu Öğretmenleri
Mezuniyet Yılı | Mezun Sayısı |
| 1 | |
| 1 | |
| 1 | |
| 3 | |
| 1 | |
| 1 | |
| 2 | |
| 4 | |
| 1 | |
| 1 | |
| 1 | |
| 1 | |
| 1 | |
| 1 | |
| 1 | |
Etiketler: Kazim Taşkın İlköğretim Okulu Mezunları
E-postaya Google tarzı bir yaklaşım.
Gmail, e-postanın daha yenilikçi, verimli ve kullanışlı olabileceği fikri üzerine kurulmuş yeni bir web posta türüdür. Hatta eğlenceli bile olabileceği düşünülmüştür. Ne de olsa Gmail şu özelliklere sahiptir:
Yeni! Renkler ve Temalar Gelen kutunuzdaki görünüm ve kullanım öğelerini kişiselleştirmek için 30'u aşkın seçenek arasından seçim yapın. Daha fazla bilgi | |
Daha az spam Google’ın yenilikçi teknolojisiyle istenmeyen iletileri gelen kutunuzdan uzak tutun. | |
Çok fazla alan 7266.023395 megabaytın üzerinde (ve artmaya devam eden) ücretsiz depolama alanı sayesinde hiçbir zaman iletilerinizi silmenize gerek kalmayacak. |


























